Erzurum'da bir ÇAY HİKÂYESİ
Arkadaşım Ankara MTA'da çalışıyordu. Maden arama ve sondajlarıyla ilgili kamp kurma, malzemeleri getirip götürme işini yönetiyordu. Ankara'dan kamyonlarla yola çıkarlar, kampı kurup Ankara'ya dönerlermiş. Erzurum'a sabaha karşı gelip Horasan'a doğru yola çıkmışlar. Sonrasını anlatıyor: "Şoförlerin uykusu geldi. Hem mola vereli
m hem de dinlenelim diye yol üzerinde bir lokantada durduk. Hava soğuktu, lokantaya girip birleştirdiğimiz 2 masaya oturduk. Lokanta sahibi ne istediğimizi sordu çay istedik. 15 dakika geçti, çayın geldiği yok. Sorduk, 'Az sonra geliyor abi' dedi. Sipariş vermemizden yarım saat sonra çaylar geldi. Fakat yanında kaşık yoktu. Şekerler sarı renkli pirinç kâselerde getirilmişti. Çayı kıtlama içecektik. Ağza bir parça şeker alınıyor, ağızda eriyen şekerle çay içiliyordu. Kıtlamaya alışkın değildik. Kâselerde şeker bitti ama bardaktaki çaylarımızın yarısı duruyordu. Lokanta sahibi gür bıyıklı, iri yarı bir Erzurum dadaşıydı. Biz çayımızı içerken o uzaktan izliyordu. Kendisine seslenip biraz şeker getirmesini söylediğimizde dedi ki: 'Abi! Şerbet içeceğinizi bilseydim sizi yarım saat taze çay yapmak için bekletmez, şerbet yapıp getirirdim!' Dadaş haklıydı O güzelim çayı şerbet gibi içmiştik." Mustafa Yolcu
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


















