Bilmiyordum...
Ve utancımdan ağlayamıyordum...
Giderken hiç ağladın mı Şems? Ve nasıl becerdin seni seven yüreklere sezdirmeden gidişini? Seni sevdiğimi söyleyebilseydim önceleri, daha önceleri gider miydin yine de? O gece uyumasaydım keşke, duysaydım ayak tıpırtılarını. Önüne geçseydim, boynumu büküp mahzunca "Dur gitme!" deseydim. Olmadı, ayaklarına kapansaydım. Başıma basıp yine de gider miydin? Yahut seni durdurmak için başımı taşlara vursaydım, kanasaydı başım, dökülseydi kanlar taşlara, biliyorum dayanamaz gitmezdin. Keşke o gece uyumasaydım Şems!
Gidiyorsun, gitmenin bütün anlamlarıyla gidiyorsun. Ağır ağır gidiyorsun, her adımda bir parçanı burada bırakarak gidiyorsun. Gidiyorsun bir iç kanaması ayrılığı ile, kim kalır, kim duyar, kim ağlar ardın
dan, hesap etmeden gidiyorsun. Gidiyorsun, kimin gözyaşı hangi dudaktan kimin diline dolaşır, kimin gözleri ayak parmaklarında sürçer, düşünmeden gidiyorsun. Ve sen gidiyorsun!
İnsan ancak yaşadığını bilebilir; gerisi mi, uçan sözdür. Kelimedir her bir harfi yaralı, cümledir her bir hecesi boynu bükük. Ardında takılı kalan kırık bir rüyayı akıtarak gidiyorsun. Gidiyorsun, uzaklaşıyor deniz kıyısındaki yakamoz. Gidiyrosun, kayboluyor yüzünü seyrettiğim yıldızlar. Gidiyorsun, göğsümde parmak değmemiş ızdırablar bırakarak. Ve sen gidiyorsun,
Attığın her adım benim içimde bir iç kanaması, sızıyor güneş rengindeki kanım kara topraklara. Bir gölgen de yok artık nereye sığınayım? Şimdi ben sözlerin bittiği yerde duruyorum. Sen gidiyorsun ya. Söyleyemediğim,
Yaktın beni Şems! Damarlarımda akan kan, senin iştiyakınla yanıyor. Hasretine can dayanmaz, yaktın beni! Neyler inliyor, çehrem solgun ve perişan. Titreşen dudaklarıma ağlayan gözlerim eşlik ediyor. Bak! Duvardaki taşlar da gözyaşı döküyor. Demek gittin ha! Sahi gelmiş miydin? Ağlayan ruhu şâd etmeden gitmek sana yakıştı mı Şems!
Sen bir adım öteye gitsen gözümden önce canımda senin parmak ucunda senleşir. Bu gitmeler nasıl bir gitmedir Şems? Ölümler eğiliyor saçlarının rüzgârında. Kaç ölüm böyle bir gitmeyi doğurabilir? Hasretleri hangi sevda suvunda yoğurdun? Ve hangi kana yatırdın gözlerini, biteviye akıyor kan sızım...
Herkes, giden sevgilinin ardından "Yanıldığım" derken, ben hep sana "Yandığımsın” diye seslendim Şems. Sen biliyorsun ki bu yüreği taşıyan yaktığından çok yandı.
Gittin bir rüyanın sabaha yakın vaktinde… Gittin de, yürek kıpırtısı bir kanat kırıldı…
Kimse bilmiyordu nerede battı güneş. Zaman gitme zamanı değil, etme Şems. Bu gidiş öyle bir gidiş ki bıraktığı yaralara, yüzlerce yıldızı ve ay havanda dövülüp merhem yapılsa, sarı Isa yaraya zor iflah olur. Babam yaralı. Ben yaralı. Yaralayanın var mı haberi!
Gitme! Hazan vurmuş saclarım tel tel dökülür gidişine. Gitme! Senin için biriktirdiğim ömürler çürür kalmaz aşk-ı muhabbete soluğum... GİTME!
"Gitme!" deyişimin hangi harfi eksikti de gittin. Gittin, sol yanımı eksilterek. Alfabemde hangi harfte anılıyor esamesi okunmayan ismim. Kes! Kes ismimin kef-ini, mimlensin ayni aşkım, nun masallarıyla kefenlensin bedenim.
Aşkın Gözyaşalrı (KİMYA HATUN)-Sinana YAĞMUR
Shf:56-57
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


















