
Yusuf...
Peygamber babanın şefkatli elinin göğüs kafesine temasıyla...
Uykudan uyanır gibi uyanmıştı...
Denilenlere göre...
Züleyha’dan kaçar gibi uzaklaşması...
Ve kapıya koşar adım gitmesi... Bundandı...
Çünkü burası Züleyha için ışıl ışıl saraydı saray olmasına da...
Yusuf içinse zifiri karanlık bir zindandı...
Hem de nasıl zindan...
Ve Yusuf Züleyhanm sarayındaki bu zindandan...
Zindanın içindeki kendi sarayına koşmuştu...
Gün gelecek...
Yusuf Züleyha'yı bu sarayda konuk edecekti...
Züleyha sız bir sarayın Yusuf için ne değeri olabilirdi ki...
Anadolu insanı bu gerçeği ne de güzel dillendirir: Neyleyim köşkü neyleyim sarayı...
İçinde salını salını gezenim olmayınca...
îşte Züleyha, bilmediği birçok şeyin yanında bunu da bilmiyordu...
Niceleri için sarayların zindan...
Zindanların ise saray olduğunu...
Bunun içindir ki hep yanılıyordu Züleyha...
Ve hep kaybediyordu...
Acaba ne güne kadar sürecekti bu kaybedişleri? Bu kaybedişlere bir son olmayacak mıydı? Oysa...
"Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır; Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır..."22
Buyrulmuştu...
Züleyha bunu da bilmiyordu ki...
Nasıl cevap versindi kaybedişlerinin ne vakit son bulacağıyla ilgili içini aç kurtlar gibi kemiren onca soruya...
Üstelik Züleyha o zamanlar hevasının peşindeydi...
Hem de hevasına tabi olan değil...
Onu ilah edinmiş birisi olarak peşindeydi hevasının...
Hevasını ilah edinenlerin sonu ise ne kadar da hüsranla doluydu...
Ah! Bunu o zamanlar birazcık olsun bilebilseydi...
Yusuf'u zindana atayım derken...
Kendisi zindana girmezdi...
Ve kavuşmaları belki daha erken olurdu...
Fakat ilâhî takdiri kim değiştirebilirdi ki...
Züleyha değiştirebilsin...
22- Bkz. İnşirah süresi 94:4-6
İKİNDİ ZAMANI HÜZNE ÇAĞRI
Seyit Mehmet ŞEN

















