PİŞMAN OL
Allahtan sakının ki şükredebilesiniz. (Nisa 123)
Derin pişmanlıkları olmalı insanın. Tıpkı unutulmamış, unutulmadığı için de kabuk bağlamamış yaralar gibi. Çünkü derin pişmanlıklar karar verebilme gücü göstermiş insanları anlatır bana. Karar verebilen, insandır.
Kusurludur üstelik insan. İşte insanı insan yapan da bu kusurlarıdır. Allah'ın elbette insanı mükemmel yaratma ve onu hiçbir sınava tabi tutmadan Cennet'e koyma gücü vardı.
Firavun, rüyasında Hz. Musa'nın doğacağını görür. Saltanatını korumak için, tedbir alarak bütün eşleri birbirinden ayırır. Ancak ilahi kudret karşısında bütün tedbirleri geçersiz olur. Hz. Musa doğar. Müneccimlerden bu çocuğun doğduğunu öğrenince, o yıl doğan bütün erkek çocukları öldürtür. Hz. Musa'nın annesi, çocuğunu ölümden korumak için beşiğiyle Nil Nehrine bırakır. Beşik suda sürüklenir ve Firavun'un sarayına gelir. Firavun'un hanımı nehirden gelen bu çocuğun ölümüne mani olur, onu himayesine alır. Böylelikle Firavun'un bütün tedbirleri boşa gider, can düşmanı olduğunu bilmeden, Hz. Musa'yı evinde büyütür...
Katil de maktul de içimizde!
Tıpkı kıyametin, geleceğin ve kaderin içimizde olduğu gibi.
Tıpkı bir alfabenin içinde milyonlarca şiir, öykü, roman olduğu gibi... Sadece bir rengin bütün dünyayı rengarenk yaptığı gibi...
Hayat basit. Mutluluk da...
Troçki!
Lenin'den önce 1905 yılında Rus Sovyeti'ni kurduğu için Rus ihtilalının gerçek babası olarak anılır. Bu yüzden Rus komünistler çok sever kendisini.
Lenin ölür. Stalin, Lenin'in tahtına oturmak için bütün arkadaşlarını temizlemeye başlar.
Troçki, Lenin'in öldüğü haberini sağlığı için çıktığı Kafkasya seyahatinde, yolda öğrenir. Ancak kendisine bir de mektup ulaştırılır: "Sıhhatiniz için gereklidir, seyahatinizi uzatanız ve Rusya'ya dönmeyiniz. İMZA: Bir dost!"
Ancak Stalin Troçki'yi öldürmeyi kafaya koymuştur. Çünkü iktidarı paylaşmak gibi bir niyeti yoktur. Bir vakit sonra Troçki'yi Orta Asya'ya sürgüne gönderir... Troçki'nin sürgüne gönderilmek için bindirildiği trenin önüne binlerce Rus yatar, gitmesin...
Troçki bir vesile kaçar. Ancak Stalin onu Avrupa'da da bulur...
Yıl 1940...
Meksika'da suikast teşebbüsüne maruz kalan Troçki'nin kapısı bir kez daha çalar... Troçki kapıyı açar. Karşısında Jackson adında belki de dengesiz biri... Elindeki keseri Troçki'nin kafasına indirir... Her yer kan...
Muhafızlar geç de olsa yetişirler... Ama Troçki ölümcül yarayı almıştır... Jackson "Öldürün beni, beni zorladılar, annemi hapsettiler!" diye bağırıp, af diler. Troçki muhafızlarına "Öldürmeyin onu, konuşması şart!" diye inler...
Sonra daha da yorgun ve bitkin fısıldar: "Bu sefer başardılar (Eliyle kalbini işaret ederek) bu sefer buradan vurdular."
Kalbinden vurulunca ölür insan.
Her yerimiz, her şeyimiz ölebilir ama kalbimiz attığı sürece canlıyızdır... Duymasak, görmesek, hissetmesek kalbimiz attığı sürece yaşıyor muamelesi yapılır, çünkü yaşıyoruzdur. Bunun için ilk nabzına bakılır insanın ölüp ölmediğini anlamak için. Atmıyorsa...
Ve kalbimizden vuruluruz. Çünkü yaratılışın o granitten daha dirençli ama bir tüyden daha zarif ve kırılgan ilk soluğu kalbimize üflenir. İlk harftir kalbimiz, ilk cümle...
Kalbimizden vuruluruz.
İlklerin bütün çarpıntısı, heyecanı kalbimizdedir.
Çünkü biliyorlar ki inançların ibadethaneleri dört duvar içindeki o muhkem ve ilahi mekânlarsa, duyguların mekânı da kalpti...
Israrla, inatla, vazgeçmeksizin, bir su damlasının milyon kez aynı yere düşmesindeki sabitlikte kalbimizden vuruluyoruz.
Oysa bizi yaşatan o değil mi?
Bizi yeni bir aşka hazırlayan, yalnızlığa alışmamıza fırsat veren, baharı bekleten, kış gelip üşüdüğümüzde içimizi ısıtan, bir çiçeğin, bir böceğin, taşın, toprağın, iyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın, bir kelebek tozunu veya bir karıncanın kendinden büyük mısır tanesini düşe kalka taşımasını sevdiren, hazan yapraklarıyla hüzünlendiren, yağmurda ıslandıkça daha da çok ıslanmamız için, için için çırpınan, ağladığımızda bizimle birlikte sancıyan ve güldüğümüzde bizimle birlikte çarpan, insanı ve yaşamı sevdiren kalbimiz...
Hayat gerçekten basit, ta ki, kalbimizin bize karar vermeyi ve pişman olmayı öğrettiği yola girinceye kadar!..
Ya derin pişmanlıklar edineceğiz ve insan olacağız ya da hiçbir yaramız olmadığına inanıp hayatımızı bir meczup gibi sürdüreceğiz! Hangisi daha akıllıca veya hangisi daha delice? İşte pişmanlık bu delice seçim olduğu için var!
ŞİKÂYET ETME ŞÜKRET- ALİ ULURASBA
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


















