
Buğulu gözlerle karşılıyorum seni...
Bu akşam,
Geçip giden ve ömrümü tüketen zaman
Saatin tıktakları yelkovan ile akrebin arasına sıkışmış bir şekilde…
Kalbimin sızılarına yenik düştüm yine hazan vaktinde. Yorgun ruhum şimdi uzanmış karanlık gecenin kuytusuna. Titretiyor leyl-i serd acımasız bu akşamda. Akşam oluyor sensiz bu şehirde ayyüzlü Mhihirmah’ım. Gökyüzüne bakıyorum siyah bir renk var. Zaman durmuş, saatler durmuş. Ömür sayfası yine kapanıyor bu gece. 365 sayfa daha düştü hayat kitabımın soluk, yorgun ve kırık dizelerinden. Kalemim sükût ederken; kalbim, dudaklarımdaki tarifsiz name-i hicranınla sızlıyor.
Ay parçam umudunu yitirme hiç. Ben Umutlarımı sonbaharın hazanında topraklara savurdum, kışın derin dehlizlerinde, dağların amansız vadilerine sığınsın ve nevbaharlarda yeniden hayat bulsun diye. Gün, güneşini kaybetti bugüne başladığında ve renklerle duygular koyulaştı sızılı, ince ince bir yağmur düşüyor yedi tepeye. Yedi tepede bir ahenksiz gece hayatı başlıyor şimdi. Bakma sen bu gece Beyoğlu’n
un, Taksim’in, Galata Kulesinin, Kız Kulesinin renk cümbüşünde süslü bir hayat yaşadığına. Ben aşkı tende, dudakta aramadım, ben aşkı Mevla’na gibi, Yunus gibi, Yusuf gibi yürekte aradım sevdim. Ben yoğu var eden ve varı da var eden Mevla’da sevdim sevgiyi.
Unutma Mihrimah’ım ben tebessüm eden dudaklarla, kor kor sen diye yanan dudaklarla adını andım her nefeste. Ben sana kavuşamasam da fani olan bu âlemde, bil ki baki olan âlemde sana mutlaka kavuşacağım. Ve tek tek yıkmaya gözyaşımın yetmediği günlerdeyim…
Ve bugün…
Biten ve dün olan, devr-i seneye iştiyak edecek olan vuslatlarımla geliyorum sana. Kalemimin yeniden sızılı kelimler düşüreceği kitabın beyaz sayfalarında gözlerinin inci parıltılı mercan sözleri olacak. Bugün yarın olmak üzereyken dünün yorgunluğu, bugün sessizce kaçıp giderken ince ince yağan bu yağmur hazanın renklerini de bu son gecede günahlarıyla birlikte yıkıyor.
Şimdi akşam oluyor…
Ve ben tabibimle başbaşayım…
Ve yüreğim yanıyor özlemlerinle Mihrimah’ım. Bütün kapıları üst üste koyup kırmak varken… Ben ellerim bağlı ölümü bekleyen bi çaresiz nefesi tükenmiş ama bir türlü ruhunu terk etmeyen bir hasta gibiyim. Şimdi bir daha akşam oluyor. Zaman yitik. Saçlarım şefkate ve merhamete muhtaç. Leyl-i serd üşütüyor çorapsız ayaklarımı ve yapayalnızım bu ışıltılı, gürültülü şehrin çıkmaz kuytu sokaklarında. Bir daha bakıyorum gökyüzüne penceremden. Ben, sensiz hüzne müptela hallerdeyim… Yalnızım… Sensizim Mihrimah’ım. Yusuf misali dipsiz kuyulardayım, bir el bekliyorum tükenen zamanın vedaya hazırlanan buğulu asumanında. Nefesimi tuttum bekliyorum…
Kelimeler…
Bu gece izaha muhtaç, bu gece gerçek sevgiliye, sevgiye muhtaç. Kelimeler kaleme, yüre
ğe, gönüle, iştiyaka ve inşiraha muhtaç. Bu gece siyah- beyaz bir film gibi. Karanlığı aydınlatmaya çalışan sokak lambalarının üzerini ferace örtüyor. Titreyen, elleri üşüyen, bedeni sırılsıklam özlem yağmurıyla ıslanan bir gece. Kahkahalar çınlatıyor şehr-i yar İSTANBUL’un ruhunu, pervasızca düşüyor kelimeler yedi tepeyi aydınlatan yedi kandilli süreyyanın kalbine. Buğulu bir gözlerle veda ediyor hüzün yılı. Bin bir ümitle seyrine daldığım İstanbul nemli gözlerle veda ediyor bu geceye. Sevda ritmiyle yürüdüğüm Arnavut kaldırımları seni bana unutturmaz hiç Mihrimah’ım. Gözyaşlarımızla açacak, bu nevbaharın Mayıs gülleri, Laleleri, erguva nları, ıhlamurları, papatyaları adımızla anılacak bir mevsim.
Mihrimah’ım zaman geçiyor bu şehirde sensiz, hayat değirmeni öğütüyor yüreğimi. Sayfa sayfa mektuplarında bana neler yazacaksın bilmiyorum, gözlerindeki uykularda hep beni bulacaksın. Nefes alışlarında beni çekeceksin ciğerlerine. Ciğerparem diyeceksin sessizce…
Yaşamamak ve habersizce, hazırlıksız ölmek…
Şimdi eski yıl çığlık çığlığa ölüyor, yeni yılda yine çığlık çığlığa gözyaşlarıyla merhaba diyor…
Sözlerimi sükût’un şu güzel dizleriyle bitiriyorum. Gözlerim kem gözlerle bakmadı başka nuriayinlere ve bakmayacakta…
Sükût der ki:
Gel ey takvimlerin ve saatlerin dehlizlerini mekân edinen insan,
Gel sen de katıl bu güzel yolculuğa cümle günahlarını azad eyle.
Gül yüzlü, nur yüzlü olmayı dilersen kem gözle bakma hiç kimseye.
Bir yıl daha geride kalırken düşünmez misin neden geçiyor zaman?
Hepimizin düşünmesi dileğiyle…
Buğulu gözlerle veda ediyorum sana ey zaman!
31.12.2011/01.01.2012 Ercan GÜMÜŞ

| < Önceki | Sonraki > |
|---|


















