
Nar-ı Beyza
Nar-ı Gül
Nar-ı Gülistan
Güldestem, Gülendam’ım, Gülgün’üm…
Güliz’im, Gülizar’ım, Gülnaz’ım…
Gülşah’ım, Gülşen’im, Gülnur’um…
Gülnahar’ım, Gülay’ım…
Gül-i İstanbul’um…
Hoş geldin ey Mayıs’ın Gülbaharı…
Hoş geldin ey Mayıs’ın Gülcan’ı…
Gülün kelamı gülün yanında nedir ki?
Yak artık sözcüklerini. Toprak ile Bülbül arasına düşüveren gül.
Ben sana hergün hüznün ikindisinde mutlaka kavuşurum ve burcu burcu kokunu çekerek göğsümün kafesleri açılır ey yar. Ey nar-ı gül satrılarıma yansıyan elemlerime aldırma. Senin bahçelerde kara toprağın göğüs kafeslerinde tomurcuklanıp yaprak yaprak açacağın günleri tek tek düşürüyorum takvimimin sayfalarından. Tek korkum ben uykulardayken açman. Burcu burcu kokunu benden önce meltem rüzgârının sinesine çekmesi.
Hoş geldin ey güllerin gülü…
Ne güzel kutlu bir doğumdur bu ey Mayıs’ın gülü…
Ey çiçeklerin efendisi, en sevgilisi…
Herkes yolun gözlemekte, defler senin için çalmakta…
Ney nefes nefes senin kutlu gelişine yanmakta…
Gözlerdeki ışıltı, dudaklardaki tebessüm, kalemlerden damlayan damla damla mürekkepler en güzel seni yazmada…
Hoş geldin güllerin gül Gülay’ı
Hoş geldin bülbülün sevdalısı Gülcan’ı…
Dayan ey gül-i Rana! Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Rahman var mağfiretiyle kuşatan. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir kafese bu sevdayla, dünya sana dar! Sabret gönlüm! Her Mayısta tomurcuk tomurcuk hayata yeniden açan bir gül var! Burcu burcu kokun var bad-ı sabanın seherlerindeki meltemlerde. Sen o gülsün ey yar!
Nazan Bekiroğlu “Sabahı, ateşler içinde bulan hastanın yalnızlığı kadar gerçektir benim resimlerden görüp de kalbime ithal ettiğim yangınım. Yangınım o kadar ki yangın. Ve ben, gerçek olmadığım kadar gerçeğim.” Ne güzel bir dile getiriliş sana olan bendeki hasreti. Sırrını kuşandığım kalbin yerine yaşıyor olmayıp da sen diye her nefeste ölüp ölüp dirilmem bundan ey Gül-i Rana. Ben senin sır kâtibinim. Bülbüller hergün sana yanar, sızlar, ağlarda bunu kalemler yazar. Ama ben sana her gece ağlıyorum ama bir harf bile yazmıyor kalemler.
Özleminle kavrulurken yüreğim. Gonca gonca açmayı bekliyor yüreğimin gülleri, senin meltem esintinin dokunuşunu bekliyorum. Gel ey rüzgârım gel dokun ki son bulsun goncalarımdaki sızılarım. Ve dokunuşunla açılsın tomurcuklarım ve burcu burcu yayılsın. Göğüs kafeslerim genişlesin misk-i amber kokuna ey gülü-ü ranam, gül-ü hamram. Gözlerim tomurcuğundaki iştiyakınla efsunlaşır.
Gül ki ömrümüzün her deminde açar ve bir ömür her nefes kokusunu bırakır. Gül ki ilk akla gelen, güzel dendiğinde gözlerimize gülen çehredir, ruhtur, candır, sevgilidir o, canandır, candır, en sevgilidir, ey sevgilidir. Kalbimize, gönlümüze sunulmuş bir armağandır. Yeryüzünün yüz akıdır, insan olmanın, yaşamanın tazeliğidir her Mayısta. Doğuyla hayat verir tüm hayata küsmüş aşklara. Gül ü ranadır, gönül otağının taçsız ve sessiz sultanıdır. Gül ki olgunluktur, eriştir, erişkinliktir, öfkeyi yenmedir, öfkeye burcu burcu sinerek ruhumu dinginleştirendir.
Güzelliğinle erdemliliğimi biçimlendirirsin. Mayıs gül sultanıdır, gül sulatanın teşrifiyle hayatın yeniden filizlenişidir. Gül ki incedir narin ve nalândır. Mahbubdur, meftundur, bahçelerde gözlerin efsunkârıdır. Şehriyar İstanbul'un sevgi şelalesi, gönlümün, kalbimin biricik çiçeğidir.
Bir gül şiiridir bu, göğe yazılı, kanayan bir gül. Gül yüzlü sevgili adına baş veriyor göğe doğru, elifi üstünde, Vav ise köklerinin dibinde. Aşktır o, sevdirir yaratılanları, gözettirir karıncayı, vermekten yanadır sinesinde ne varsa. Sevmekten yanadır, derd ü gamdan uzak. Dervişan eyler pervane gönlümü ve dilimi her daim anbean "HU" zikrine tutar.
Ey gül ü hamra senin için dökülen mürekkebe, senin için hışırdayan kâğıda ve akan gözyaşına, verilen nefeslere, iç çekmelere, senin için şahitlik edenlere, seni görenlere, sana bağlananlara, sana su taşıyan bulutlara, dikenini ayıklayan parmaklara, kafeslerde adını dilinden düşürmeyen bülbüle, senin kıyılarında oturanlara ne mutlu, sensin sana hayran olan herşeye mutluluk bahşeden...
Yaprağı uykuda bir gülün derin çağrısıdır kokun. Hicret akşamlarının manevisiyle bezendi, dostlukla belendi, hicranla dolundu, aşkla karıldı yürek hasretim. Tekti, benzersizdi, güneşti, aydı; çileden doğdu o gül, çileye koştu. Bir gül ki, has bahçeden devşirilmiş yeni günlere, nevbahar üstü. Ve mayısın en güzel rengi, elifi, ece yüzlüsüsün. Geceleri mavi denize düşen mehtabı... Akşamın ufkunun kızıl rengi, gece melteminin kokusu. Bir gül ki, gonca çağından olgunluğa yüz tutmuş. Ve gonca gonca taşıdığım ve taçlandırdığım bu çağın solmayan tek çiçeğisin ece yüzlüsüsün sen. Sana mahbupdur, meftundur, sana adanmıştır bütün mercanlar, İnciler... Senin adın yoksa hiç bir zerrede ne kıymeti olur diğer elmasların, zümrütlerin, sarayların...
En güzel Gülhanım’ısın…
Gözlerin Gülnur’usun…
15.05.2012 Yitik Mavi

















