Okumaliyim Com Gençlik Okuma Platformu

Monday
May 21st
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Şiir Bahçesi

Hoş geldin ey Mayıs’ın Gülcan’ı…

Hoş geldin ey Mayıs’ın Gülcan’ı…

Nar-ı Beyza

Nar-ı Gül

Nar-ı Gülistan

Güldestem, Gülendam’ım, Gülgün’üm…

Güliz’im, Gülizar’ım, Gülnaz’ım…

Gülşah’ım, Gülşen’im, Gülnur’um…

Gülnahar’ım, Gülay’ım…

Gül-i İstanbul’um…

Hoş geldin ey Mayıs’ın Gülbaharı…

Hoş geldin ey Mayıs’ın Gülcan’ı…

Gülün kelamı gülün yanında nedir ki?

Yak artık sözcüklerini. Toprak ile Bülbül arasına düşüveren gül.

Ben sana hergün hüznün ikindisinde mutlaka kavuşurum ve burcu burcu kokunu çekerek göğsümün kafesleri açılır ey yar. Ey nar-ı gül satrılarıma yansıyan elemlerime aldırma. Senin bahçelerde kara toprağın göğüs kafeslerinde tomurcuklanıp yaprak yaprak açacağın günleri tek tek düşürüyorum takvimimin sayfalarından. Tek korkum ben uykulardayken açman. Burcu burcu kokunu benden önce meltem rüzgârının sinesine çekmesi.

Hoş geldin ey güllerin gülü…

Ne güzel kutlu bir doğumdur bu ey Mayıs’ın gülü…

Ey çiçeklerin efendisi, en sevgilisi…

Herkes yolun gözlemekte, defler senin için çalmakta…

Ney nefes nefes senin kutlu gelişine yanmakta…

Gözlerdeki ışıltı, dudaklardaki tebessüm, kalemlerden damlayan damla damla mürekkepler en güzel seni yazmada…

Hoş geldin güllerin gül Gülay’ı

Hoş geldin bülbülün sevdalısı Gülcan’ı…


Dayan ey gül-i Rana! Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Rahman var mağfiretiyle kuşatan. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir kafese bu sevdayla, dünya sana dar! Sabret gönlüm! Her Mayısta tomurcuk tomurcuk hayata yeniden açan bir gül var! Burcu burcu kokun var bad-ı sabanın seherlerindeki meltemlerde. Sen o gülsün ey yar!

Nazan Bekiroğlu “Sabahı, ateşler içinde bulan hastanın yalnızlığı kadar gerçektir benim resimlerden görüp de kalbime ithal ettiğim yangınım. Yangınım o kadar ki yangın. Ve ben, gerçek olmadığım kadar gerçeğim.” Ne güzel bir dile getiriliş sana olan bendeki hasreti. Sırrını kuşandığım kalbin yerine yaşıyor olmayıp da sen diye her nefeste ölüp ölüp dirilmem bundan ey Gül-i Rana. Ben senin sır kâtibinim. Bülbüller hergün sana yanar, sızlar, ağlarda bunu kalemler yazar. Ama ben sana her gece ağlıyorum ama bir harf bile yazmıyor kalemler.

Özleminle kavrulurken yüreğim. Gonca gonca açmayı bekliyor yüreğimin gülleri, senin meltem esintinin dokunuşunu bekliyorum. Gel ey rüzgârım gel dokun ki son bulsun goncalarımdaki sızılarım. Ve dokunuşunla açılsın tomurcuklarım ve burcu burcu yayılsın. Göğüs kafeslerim genişlesin misk-i amber kokuna ey gülü-ü ranam, gül-ü hamram. Gözlerim tomurcuğundaki iştiyakınla efsunlaşır.

Gül ki ömrümüzün her deminde açar ve bir ömür her nefes kokusunu bırakır. Gül ki ilk akla gelen, güzel dendiğinde gözlerimize gülen çehredir, ruhtur, candır, sevgilidir o, canandır, candır, en sevgilidir, ey sevgilidir. Kalbimize, gönlümüze sunulmuş bir armağandır. Yeryüzünün yüz akıdır, insan olmanın, yaşamanın tazeliğidir her Mayısta. Doğuyla hayat verir tüm hayata küsmüş aşklara. Gül ü ranadır, gönül otağının taçsız ve sessiz sultanıdır. Gül ki olgunluktur, eriştir, erişkinliktir, öfkeyi yenmedir, öfkeye burcu burcu sinerek ruhumu dinginleştirendir.

Güzelliğinle erdemliliğimi biçimlendirirsin. Mayıs gül sultanıdır, gül sulatanın teşrifiyle hayatın yeniden filizlenişidir. Gül ki incedir narin ve nalândır. Mahbubdur, meftundur, bahçelerde gözlerin efsunkârıdır. Şehriyar İstanbul'un sevgi şelalesi, gönlümün, kalbimin biricik çiçeğidir.

Bir gül şiiridir bu, göğe yazılı, kanayan bir gül. Gül yüzlü sevgili adına baş veriyor göğe doğru, elifi üstünde, Vav ise köklerinin dibinde. Aşktır o, sevdirir yaratılanları, gözettirir karıncayı, vermekten yanadır sinesinde ne varsa. Sevmekten yanadır, derd ü gamdan uzak. Dervişan eyler pervane gönlümü ve dilimi her daim anbean "HU" zikrine tutar.

Ey gül ü hamra senin için dökülen mürekkebe, senin için hışırdayan kâğıda ve akan gözyaşına, verilen nefeslere, iç çekmelere, senin için şahitlik edenlere, seni görenlere, sana bağlananlara, sana su taşıyan bulutlara, dikenini ayıklayan parmaklara, kafeslerde adını dilinden düşürmeyen bülbüle, senin kıyılarında oturanlara ne mutlu, sensin sana hayran olan herşeye mutluluk bahşeden...

Yaprağı uykuda bir gülün derin çağrısıdır kokun. Hicret akşamlarının manevisiyle bezendi, dostlukla belendi, hicranla dolundu, aşkla karıldı yürek hasretim. Tekti, benzersizdi, güneşti, aydı; çileden doğdu o gül, çileye koştu. Bir gül ki, has bahçeden devşirilmiş yeni günlere, nevbahar üstü. Ve mayısın en güzel rengi, elifi, ece yüzlüsüsün. Geceleri mavi denize düşen mehtabı... Akşamın ufkunun kızıl rengi, gece melteminin kokusu. Bir gül ki, gonca çağından olgunluğa yüz tutmuş. Ve gonca gonca taşıdığım ve taçlandırdığım bu çağın solmayan tek çiçeğisin ece yüzlüsüsün sen. Sana mahbupdur, meftundur, sana adanmıştır bütün mercanlar, İnciler... Senin adın yoksa hiç bir zerrede ne kıymeti olur diğer elmasların, zümrütlerin, sarayların...

En güzel Gülhanım’ısın…

Gözlerin Gülnur’usun…

15.05.2012 Yitik Mavi

Sana sarılarak ağlamaya ne çok ihtiyacım var ANNE!

Sana sarılarak ağlamaya ne çok ihtiyacım var ANNE!

Ben annemin nasırlı elleriyle dokunduğu, alnından boncuk boncuk terlerin döküldüğü ve toprağı sulayarak yeşerttiği buğday başaklarından taş fırınlarda pişirdiği mis gibi kokan ekmeği özledim. Akşamları eve geldiğinde tüm yorgunluğuna rağmen Halil İbrahim sofrasının bereketini özledim. Milenyum çağında dijital bir anneyi değil. Artık kısa mesajla kutlanan anneler gününü değil, elleri tarlada çalışarak çatlamış nasırlaşmış elleri öpmeyi özledim. Tütün ve pamuk tarlalarında çalışarak rızk peşinde koşan ve bir kuru lokma ile bir bardak suyu katık edip hiç şikâyet etmeden şükreden o eski günlerdeki anneleri özledim.

Siyah saçlarımın terk ettiği yıllarımdan geriye, bir sen kaldın birde ben anne. Seni ancak anne olup çocuklarım büyüdüğünde ve beni kenara yittiklerinde anladım. Göz kapaklarımın altı boşalmış, belim benzim solmaya başladığında seni daha iyi anladım.

Benim gibi kor ateşlerde yanan pırıl pırıl bir çeliğe su vererek hayat kaynağı, her susadığımda yaralı dudaklarımla içerek hayat bulduğum Kevser-i cennetsin. Ne zaman ki yalnızlığımla baş başa kalsam o an ak güvercinler gibi kanatlarınla başıma kondun. Öyle olmasaydı ruhumun karanlığı hiç aydınlanır mıydı? Senin ışığın değil, gölgen bile ruhumun pervanelerini yakmaya ve aydınlatmaya yeter. Şimdi seni daha iyi anlıyorum. Ne zormuş anne olmak! Ne zormuş susarak bütün gülümseyişlerle mutluluk dağıtmak. Ben senin gibi susamıyorum. Öfkelerde boğuluyorum ANNE!

Ey nazını çekemediğim çileli anam. Ey nazımı çeken ve gözleri yollarımda olan annem! Ey güller gibi ince, melekler kadar saf, masum ve gökler kadar da derin yürekli olanım, kâinat senin nazını çekerken ben nazını çekemedim. Sen her duygu kancalarının ucu ciğerinde, sevgi cevherinin gerdanlığını boynunda yaşayan canım ANNEM! Sen öyle bir ulu çınarsın ki, senin köklerin, şefkat, merhamet ve vefadır. Sen samimiyet ağıyla bizleri sararak kuşatansın, koruyansın. Sen saraysız, taçsız bir sultansın!

Sen bizim hayat cevherimizsin…

Sen ruhumuzun karanlıklarına açılan penceresin…

Gece gibi çirkin olan her şeyimizi örten, iyi olan her şeyimizi aydınlatan ayyüzlüsün…

Suya muhtaç ve inleyen çöl gibiyim ve sana muhtacım…

Şimdi sarılsak ağlasak ve gözlerimizden yaşlar bulutlardan boşalan yağmurlar gibi boşalsa…

Ve bir ferahlık düşse şu kalbimize, gönlümüze…

Sana sarılarak ağlamaya ne çok ihtiyacım var ANNE!

Anneler…

Simaları cennetteki hurilerin yüzleri kadar uhrevi, bakışları meleklerinki kadar derin, duyguları suyu, toprağı, havası ötelerden getirilmiş mübarek zemzemle yıkanmış ve misk kokan güller gibi o kadar imrendirici, o kadar sevindirici ve büyüleyici. Biz hemen her zaman, her nefeste, her kalp atışında onların dört iklim gecelerinde ayrı bir edada, gündüzleri de başka esintiler duyar ve gönüllerimiz, göklerin merhametinin, şefkatinin ve sessiz bir gemi şiirinin döküldüğünü hissederiz. Kim bilir kaç defa, onların gecenin koynunda menekşe renkli füsunlu çehrelerinde ve efsunlu gözlerinde kökü sonsuzlukta engin bir rahmet deryasının, tebessüm ve terennümüyle iç içe parıldadığını hissetmiş kendimizi kaç defa onların kucaklarına atmak istemişizdir. Her gün gelip kaç kez mezar taşımızı kucakladığını mezar taşarlına sormak lazım! Gözlerinden yağmur gibi boşanan o ahuzar yaşlara sor bir kere. Neden güllerin kan kırmızı olduğunu bir kerede gözyaşlarına sor? Her gülün renginde bir annenin gözyaşı vardır…

Kimbilir kaç defa kırılmış-dökülmüş, buruklaşmış kalbimizi, duygularımızı, hislerimizi, onların dudaklarından süzülen esrarlı mırıltılarıyla hazdan hazza uçup huzurla başımızı yastığa koymuşuzdur. Ve şefkatli, nasırlı elleriyle dokunarak bizi bir masal tadında uyutmuşlardır hep.

Anneler…

Bizi daha rahmine düşer düşmez saran, kucaklayan, öpüp öpüp koklayan, öfkelerimizde yatıştırıp sıkıntılarımızı paylaşan; yemeyip yediren, giymeyip giydiren , açlığımızı-tokluğumuzu içinde hissedip yaşayan, mutluluk ve saadetimiz için insanüstü bir gayretle akla-hayale gelmedik zorluklara katlanan bize, vücudumuzdaki her sızıda merhem olan, ufkumuzun her daim aydın olması için kalem-kağıt olan, ilk okumayı öğreten, hayatın her rengini tanımayı öğreten-gösteren ve hiçbir elemini beli etmeyen, biz uyuduğumuzda bile dua eden ve bizim için Rabbimize yakaran, bütün bunları yaparken de açık-kapalı herhangi bir beklentiye bile girmeyen bir varlık var, tek ve yegane varlık…

İşte o bizim anamız, annemiz, başımızın tacı, taçsız sultanımız biricik annelerimiz…

Onlar sessiz gemi misali hayatımızın her aşamasına demirlemişlerdi…

Dün, bugün ve yarın da hayatımızın mavi denizlerine demirleyen sessiz gemileri…

Şimdi anladım ki ben hala senin nazarında büyümeyen bir çocuğum…

Ve ben hala senin o nasırlı ellerinin dokunuşuna muhtacım…

Yüreğim ve kalbim senin şefkatine ve merhametine hala o ilk rahmine düştüğüm gibi muhtaç…

Ayağına geleyim, eğilsin başım önünde…

Ve okşa saçlarımı ve dudaklarında dökülsün muhtaç olduğum dualar…

Birgün değil hergün anneler günü olması dileğiyle…

Yitik Mavi–13.05.2012

Dudaklarımı okuyan ilk İkra’sın…

Dudaklarımı okuyan ilk İkra’sın…

Gözlerim hep seni takip ediyor ey ayyüzlüm… Sanma ki sensizim ben. Dipsiz kuyulardayım diye seni görmüyorum sanma... Bütün gece lal olmuş. Düştü birkaç damla yağmur yanan gonca gül tomurcuğuna bulutlardan. Bir inşirah düştü gecenin ortasına. Züleyha Yusuf’u hayat dağı sanmış, hayat dayanağını bellemişti. Züleyha unutmuştu Yusuf’un Rabbi tarafından sınandığını. Ve kamer her gece zindandaki Yusuf’u takip ediyordu, Yusuf’ta onu. Gece gibi hep yalnızlık sarar zindanda Yusuf’u. Ve tek yalnız bırakamayan ayyüzlüdür. Yerde aradıklarımı görebilmek umuduyla hep sana baktım, sana elimi uzattım zifiri karanlıklarda yolumu aydınlat diye ey ayyüzlü.

Yalnızlık sardı dört bir yanımı. Gözlerim buğulandı. Gözlerim yine sana takıldı. Düştüğüm, yürüdüğüm bütün yollarda seni aradım gün boyu.

Nar-ı aşk mimli, Elif, Lam, Vav, Mim gibi…

Ben bazen bir Mim, bazen Vav gibiyim. Hiç elif olamadım. Sen her geceye bir hece, her güzel söze bir ece yüzlüsün. Kalbimde “Elif, Elif” diye yürüyensin. Sen sır dolu kalbimin kapısısın. Anahtarı hasret denen şifredir. Ayrılık senin aşkını çoğaltan bir iksirdir ayyüzlü. Sen benim kalbime her nefes çekişte Mim’sin, Elif’in…

Dudaklarımı okuyan ilk İkra’sın… Sen bana ilk öğretmensin.

Sen benim Şeb-i yeldasın. Her akşam Şeb-i yeldam seninle başlar. Yorgun bedenim gecenin teheccüdün de seni fezada görünce mahzun bir titremeyle pencerelere cemalini izlemek için tutunur. Sen olmadığın her gecede bir mahzunluk çöreklenir sinemin derinliklerine ve bir mızrak saplanır kanatır bütün ruhumu. Sana ellerimi uzattıkça sen uzaklaşıyorsun benden ayyüzlü. İnanmıyorsan gözlerinle resme bak!

Kalemim yine kifayetsiz kaldı seni yazmada…

Yitik Mavi

www.okumaliyim.com

Gönüllerin incisi sultanım…

Gönüllerin incisi sultanım…

Kâinatın,

Kalplerin,

Gönüllerin incisi sultanım…

Güllerin gül efendisi…

Kâinatın nur efendisi, en sevgili, ey sevgili… 

Şemsin gündüzü terk ettiği, siyah feracenin akşamın yalnızlığını, acılarını örttüğü ve kamerin yıldızlara yol gösterdiği kutlu bir gecenin sancısının dehlizlerinde, kurumuş dudaklarımın, bizar dilimin yetim sözcükleriyle aciz bir yakarışla seni anıyorum.

Sensizliğin özlemi titretirken yüreklerimizi, seni andım sızılarımın hicranıyla, umutsuzluğa düştüğümüz zamanların fırtınalarında senin merhamet ve şefkat limanında sığındım. Soğuk rüzgârlar vururken lalelerin yapraklarına, lalenin tomurcuğu alevlendi ve seni anarak açtı ey sevgili, en sevgili… Lalelerin yaprakları gülümserken nisan yağmurlarına, damla damla düşen her katresi, seni yazan kalemlere ilham oldu. Adını andıkça dudaklar, harfler “HU” zikrine daldı, gözlerim senin doyumsuz ayyüzlü cemaline daldı. Kalbimin atışları, nefeslerimin Şeb-i Yeldasının şafak vakitleri “SEN” bekleyişiyle yandı.


Ey sevgili

Ey Nebi…

Ey güllerin gül Efendisi (SAV)

Ey Gül ü Lale

Gül-ü Rana, gül-ü misk-i amber kokan…

Gönül deryamın en derinindeki inci, susuz topraklara su getiren en sevgili, gönül dünyamın bahçesinde açan gül ü lalesi. Seni soruyor kurak dudaklar, seni arıyor yetim gözlerle yollara bakanlar. Şefkatli ellerini arıyor okşanmayan saçlar,sızılı yarlar. Güllerin efendisi senin şefkatini ve merhametini arıyorum karanlığın asrında. Gökyüzünde hüzünlenen bulutlar sana ağlıyorlar şimdi yedi tepeli şehriyar İstanbul’da. Gözyaşlarını döküyorlar bulutlar denize, sırılsıklam ıslanıyor topraklar. Seni arıyor asrın sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz yürekleri, ey sevgililer sevgilisi…

Zulmün derinden derine inlettiği, gözyaşlarının kuruyup çöle döndüğü, yetimlerin nefesleriniz tükendiği, biçarelerin çöllerde yorgun ve bitap düştüğü, karanlığın ve cehaletin kol gezdiği, merhametin ve şefkatin tükendiği o gecenin aydınlık sabahında kâinatı nurlandıran. Kâinat yeniden umuda yol aldı ve çöl rahmete, mağfirete, şefkate ve inşiraha kavuştu. Seninle yeşeriyor sonbaharda yapraklarını döken kâinat senin kutlu doğumunla yeniden yeşeriyor. Bahar sensin. Umudsuzları umud diye kuşatan, kalplere ve gönüllere burcu burcu gül ü lale kokusu saçan sensin ey sevgili, en sevgili…

Ey kâinatın gülü seninle her mevsim bahar, her yağmur rahmet, her gece gündüz oluyor karanlık gözlerimize. Ey Amine’nin gonca gülü. Ey Leyla’nın gönül incisi, ey aşk-ı narın gül ü lalesi hayat seninle Cennet-ül bakiye dönüyor bu âlem. Ey Rahman’ın merhamet gülü, seninle köpük köpük kabaran sevgi tomurcukları oluşuyor gönül vadilerimde. Bu tomurcuklara yüreğimi teslim ediyorum ey sevgili, en sevgili. Ve ben günahkâr alnımı senin şefaatini umarak seccadelere düşürüyorum. Ve kalbimin ebedi muhabbetisin. Ey sevgili sen mahhub ul kulubsun. Ey sevgili, hasret kabuğum çatlamak üzere. Damarlarımdaki kan, vuslatınla anbean akıp durmakta, ruhumun tüm hücrelerinde dolaşmakta.

Gönül dünyama rahmet meltemi estiren sevgili, sırılsıklam ıslatırken Nisan yağmurları burcu burcu yayılırken kara toprağın kokusu, tomurcuk tomurcuk açarken gül ü laleler. Kokunu yayarken meltem rüzgârları, kutlu doğum sabahında göğüs kafesimin pencerelerini açarak çekti ciğerparelerim misk-i amber kokunu. O rüzgârda bir kez daha hissettim senin yokluğunu. Asırlar ne çabuk geçmiş ey sevgili şimdi anladım. Bir bilsen ne yalnızmışım sensiz ey sevgili, en sevgili… Bir kez daha sensizliğin şerbetini yağan Nisan yağmurlarıyla doyasıya içtim. Durmadan kanayan yaramın sensizlik olduğunu hissettim ey sevgililer sevgilisi. Bu gece gönül kapılarını aralayarak hasret perdesini açıyorum.

Ey sevgili…

Ey gül ü lale…

Ey sultanlar sultanı

Ey ayyüzlülerin en ayyüzlüsü

Ey merhametlilerin en merhametlisi…

Adını andıkça gönlümün fırtınalarına bir sükûnet düşüyor. Kalbime meltem esintisiniz inşirahı düşüyor. Sen benim gönül rehberimsin. Avuçlarımdaki duamsın. Tomurcuk tomurcuk açan sevgi yumağımsın. Doya doya içtiğim ab-ı hayat Kevserimsin. Kutlu doğumunla Mekke’yi kuşatan, şehriyar İstanbul’un fetih müjdesini veren en sevgilisin. Sessizce toprakta açmak için baharı bekleyen tohumlar gibi, bende seni bekliyorum anbean.


Şimdi senin kutlu doğumunun şerefine bulutlar rahmetini düşürüyor,

Kâinat sırılsıklam ıslanıyor…

Ve her nefes, her kalp atışı senin “HU” zikrinde…

Ruhumun bütün kanatları alev alev yanmakta…

Gönlümün incileri yansın nar-ı aşkınla,

Ey sevgili…

En sevgili…

18.04.2012 Yitik Mavi

Rabbim bizleri şefaatinden mahrum bırakmasın. Ne mutlu ona ümmet olabilene. O’na salâvat getirebilene. Sürç-ü lisan eylediysek af ola. Dil, kalem ve sözler efendiler efendisini yazmada, anlatma kifayetsiz kalır. Bizde âcizane kalbimizden geçenleri kalemle dizelere düşürdük.

Ayrıca resimlerde emeği geçen Merve YILMAZ kardeşime teşekkürü borç biliyorum. Allah razı olsun. Geleceğin yazılım ve tasarımcısı aday bir kardeşimiz. Maşallahı var daha lise 3 te ama baya maharetli. Kardeşimiz için her konuda dua etmenizi istiyorum.

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 12

Giriş Menü

             | 

Anket

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
 

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün399
mod_vvisit_counterDün957
mod_vvisit_counterBu Hafta1356
mod_vvisit_counterGeçen Hafta5532
mod_vvisit_counterBu Ay17086
mod_vvisit_counterGeçen Ay19768
mod_vvisit_counterToplam225827

Yazarlar

Psikolog Gülten İkizoğlu
Psikolog Gülten İkizoğlu
ERCAN GÜMÜŞ
ERCAN GÜMÜŞ

Seçme Yazılar

Resim
İnsan olmak kolay değil
İnsan olmak kolay değil Kuyuya düşen leşi çıkarmadan kuyuyu temizlemeniz mümkün olamaz. Bu durumda...
Resim
Allah sevgisinin alâmeti nedir?
Allah sevgisinin alâmeti nedir?Allah sevgisinin alâmetlerinden birisi, devamlı olarak kalp ve dili ile Allah’ı...

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -
Şu anda 9 ziyaretçi çevrimiçi