Okumaliyim Com Gençlik Okuma Platformu

Monday
May 21st
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Sağlık ve Hayat

Evlilikte mutlu olması çok zor 35 tip

Evlilikte mutlu olması çok zor 35 tip

Evlilikte mutlu olması çok zor 35 tip

I. Hep fedakârlık bekleyen, fedakârlık göstermeye biç yanaşmayan, 2. Küçük şeylerle mutlu olamayan. 3. Herşeye tenkit (eleştiri) gözlüğüyle bakan.    4. Nimeti, iyilik ve güzelliği farkdemeyen. 5. Devamlı suçlayan, kendine toz kondurmayan. 6. Dış görünüşe haddinden fazla önem veren. 7. Bazı şeyleri zamana yaymayı bilmeyen 8. Didaktik (buyurucu, öğretici) üslupla konuşan 9. İmkanlarından çok fazla beklentileri bulunan, beklentilerini imkanları ölçüsünde ayarlamayan 10.Mevcut eşine göre değiş, hayallerindeki eşe göre davranan. 11. Tebrik ve takdir cimrisi olan. 12. Haram veya şüpheli kazanıp harcayan. 13. Çözümün değil, problemin parçası olan. 14. Öfkesine hükmedemeyen. 15. Aksi halde neler olabileceğini görecek basireti (uzak görüşlülüğü) bulunmayan. 16.Kendisini aşamayan. 17. felakete odaklanan. 18.Şüpheci, endişeci, dedektif huylu olan. 19. Diline sahip çıkamayan, en son söylenecek sözü en başta söyleyen.  20. Kendini dev aynasında gören, ağıra satan. 21. Hakaret ederek tartışan, normal bir görüşmeyi kavgaya dönüştüren. 22. Aşırı şımarık, hazırcı ve vurdumduymaz olan. 23. Silgisi küçük olan, affetmeyi bilmeyen.24. Kin tutan 25. Gıybet ve dedikodudan kurtulamayan. 26. Kendinden yukarıdakilere özenen. 27.Sır saklamayı bilmeyen. 28. Gamsız ilgisiz, sorumsuz olan 29. Boşanma ve ayrılma lafını ağzına sıklıkla alan sanki boşanmak için evlenen. 30.Yalnızlığı çok seven, müdahaleye gelmeyen. 31.İsyankâr olan. 32 Eşini başkalarıyla kıyaslayan. 33. Eşler arasındaki karşılıklı hak ve hukukları gaz keseri gibi hep kendine yontan. 34.Empati yapamayan. 35. Sabırsız ve tahammül olan.

Mutlu hissetme sanatı (21 yol)

Mutlu hissetme sanatı (21 yol)

Mutlu hissetme sanatı (21 yol)

I- Yanlışlık yapmaktan kaçının ve anı yaşamayı öğrenin!

2- Kendinizi ceza göreceğiniz durumlara düşürmek fırsatını önce ken­dinize sonra başkalarına tanımayın!

3- Kendi yüreğinizden başka kimsenin size, sizin hakkınızda doğruyu söyleyebileceğini sanmayın; yüreğinizin sesini dinleyin!

4- Zor durumlara mâruz kalacak dostluklar kurmayın, gerçek dostluk, dürüstlük temelleriyle kurulur.

5- Herkesle herşeyi paylaşın ama son söz yine sizin kararınız olsun.

6- Herkes hakkında fikirler edinin ama fikirleriniz içinizde kalsın.

7-Gün içinde kendinize özel vakit ayırın, hiç denemediğiniz yenilikleri

hergun birer birer deneyin.

8-Büyük hedefler belirleyin ama uzun vadeli olsun.

9-Her an çok değerlidir, zamanın su gibi akıp gittiğini unutmayın.

10-Çevrenize her zaman güler yüz gösterin ki, onların da yüreğinde güneşiniz doğsun!

11-Çevrenizde kimseden beklenti­niz olmasın, gerçekleşmeyen beklen­tiler böylece sizi yıkmaz.

12-İnsanların kapasitesini bilin, da­ha fazla yükleme yapmayın.

13-Her gördüğünüz dostunuzun ilk önce hatırını sorup güzel göründüğü­nü söyleyin ki, bu sözünüzün üzerine mutlu olsunlar.

14-İnsanların etkilerine tepki ver­meyin ama tepkilerine etki verin.

15-Üstünlük taslamadan çevreni­zin sorularını cevaplayın, onları bil­giniz dâhilinde bilgilendirin. Paylaş­mak güzeldir.

16-Dostlarınızı birbirlerine şikâyet etmeyin, zararlı çıkan siz olmayın.

17-İnsanların sizi sevip yanınızda kalması için mıknatıs olmanıza gerek yok, gönülden dostluk yeterlidir. Az olsun, temiz ol sun.

18- Kötü gün dostu olun, iyi gün dostu çoktur.

19-Hatanın dönüşü zordur, kalp kırmanın tam anlamda tamiri yoktur.

20-Her zaman için mükemmel, ba­şarılı, bilgin, kültürlü, huzurlu, bağışlayıcı, saygılı, sevgi dolu, araştırmacı olun ama karşınızdakine "Kişi karşı­sındakinin aynasıdır ve yansıma yapar" demeyi unutmayın.

21-Hayatta kötü bîr hadiseyle karşılaştığınız zaman daha zor durumda ki insanları düşünerek halinize şükredin!

NEREDEN ÇIKIYOR BU ŞİDDET!?

NEREDEN ÇIKIYOR BU ŞİDDET!?

NEREDEN ÇIKIYOR BU ŞİDDET!?

PSİKOLOG FEYZA BAĞLAN

Bir suçlu gördüğümüzde onun nasıl bir çocukluk geçirdiğini pek düşünmeyiz. Genelde bizde uyandırdığı korku, nefret ve öfkeye odaklanırız. Nasıl bir insan diğer bir canlıya karşı bu kadar acımasız olabilir?

Suç işleyenlerin çocukluğuna baktığımızda, şunu görürüz: Kendi içsel duygu ve korkularını, davranıştan ile karşı tarafa yaşatmayı başarırlar. Başkalarının duygularına karşı duyarsızdırlar, çünkü başkalarının duygulan onlar için yoktur; tıpkı bir zamanlar kendi duygularının başkaları için yok sayıldığı ve dikkate alınmadığı gibi.

Potansiyel mağdurlar olarak biz de bu korkuya onları hapse atarak veya düşüncemizde cezalandırarak karşılık veririz. Onlardan bahsederken kullandığımız dil K reddetme, nefret ve korku dilidir. Tavrımız şöyledir: Onlar başkalarını umursamıyor ve canını acıtıyorsa biz neden onları umursayalım?

Çocuklukta Öğrenilen şeyler önemli mi?

İnsanlıktan nasıl bu kadar uzaklaşabilirler diye düşünürüz. Buna verilebilecek bir cevap, küçüklüklerinde başkaları ile özdeşim kuracak anlamlı ilişkilerden yoksun kalmaları olabilir. Büyük bir ihtimalle çocukluklarında duyguları dikkate alınmamıştı. Onların duyguları başkaları için 'varolan bir gerçek' değildi, şimdi de başkalarının duyguları onlar için 'varolan bir gerçek' değil.

Suça eğilimli kişilerin davranışlarında genlerin önemli olduğunu vurgulayanlar da vardır. Aileden alınan genlerin çocuklar üstünde etkili olduğu ve bebeklerin farklı mizaçlarda doğduğu bir gerçektir, ancak genetik geçiş tek başına insan davranışlarım açıklamakta yetersizdir. Bu bakış, çevrenin İnsan üstündeki etkisini tamamen reddetmektir.

Suçluların beyni incelendiğinde h sosyal etkileşim, empati ve kendini kontrol etme ile ilgili işlev¬lerin yürütüldüğü prefrontal kodekslerinin diğer insanlardan az gelişmiş olduğu görülür. Beyin kimyasallarında ve yapısında bazı farklılıklar olduğu bor gerçektir, ancak suça eğilimi sadece beyinle açıklamak da yeterli değildir.

Hamilelikten itibaren, bebeklik ve çocukluk yıllarındaki yaşantılarına bakmak gerekmektedir. Üstelik beynin yapısı ve işleyişindeki bu farklılıklar, hamilelikte annenin yetersiz beslenmesi, stresli olması, alkol ve madde kullanması gibi durumlarla ilintili olabilir.

Annenin hamilelikten itibaren bebeği istememesi, aldırmayı düşünmesi, yani duygusal olarak karnındaki bebeğe annelik yapmayı reddetmesi gibi sebepler de etkili olabilir

Bebeğin duygusal gelişimi anne karnındayken başlamaktadır; anne karnında yaşadığı olaylar bebeğin duygusal düzenleme sistemini etkiler.

Peki nedir bu duygusal düzenleme?

Duygularını tanıma, kontrol etme: uygun zamanda ve yerde uygun miktarda tepki verebilmedir. Çocuğun, duygu ve ihtiyaçlarını giderirken, çevreyi, sosyal ve insanî kuralları gözetmesidir.

İşte bu yetenek, bebekliğin çok erken evrelerinden itibaren gelişmeye başlar, özellikle de ebeveynle etkileşim sayesinde şekillenir. Öfkelendiğinde öfkesini kontrol edemeyen ve çocuktan çıkaran bir ebeveyn, çocuğuna da aynı yolu Öğretir. Çocuk da öfkesini başkalarına yansıtmanın doğal ve kabul edilebilir bir şey olduğunu öğrenir. Bu aşamada şu somlar önem kazanmaktadır:

Anne-baba çocuğunun duygularını tanıyor ve onlara saygı duyuyor mu? Olumsuz duygu ve çatışmalarla nasıl başa çıkacağını gösteriyor mu?

Bu sorulara cevabı hayır olan bir ebeveyni düşünelim. Bebeğinin ihtiyacını karşılamak yerine, ona kendi isteğini empoze ettiği, bu ilişkinin gelecekte de bu şekilde sürdüğü göz önüne alınırsa, ebeveyn de, çocuk da karşılıklı olarak birbirlerini reddetmeye devam ederler. Ebeveyn çocuğun ihtiyaçlarını ve duygularını görmezden gelir, kendini onun yerine koymaz. Sadece kendi isteğinin olması için diretir. Kendi istediğinin olmadığı durumda da çocuğa karşı şiddet kullanır. Bir süre sonra çocuk şiddete alışır, ebeveyni onu bazı davranışlardan men etmek için veya bazı şeyleri yaptırmak için bu sefer daha büyük bir şiddete ihtiyaç duyar.

Ebeveyn aslında kendi saldırgan dürtülerini çocuğun üzerinden gidermektedir; çocuk da saldırganlığını başkaları üzerinden yaşamayı öğrenir. Bu çocuklar kendilerinden küçük çocuklara eziyet eden veya hayvanlara işkence eden çocuklardır.

Peki, karşı tarafın acı çektiğini nasıl anlamazlar, diye hayret mi ediyorsunuz?

Böyle bir ortamda yetişen çocuklar kendini başkalarının yerine koymayı öğrenemez; çünkü kimse kendini onun yerine koymamıştır. Başkalarının duygularından habersiz bir biçimde sadece kendi ihtiyacını gidermeye çalışır. Yani saldırganlık ihtiyacı üzerine odaklanmış haldedir. Kendi ihtiyacını giderirken karşı tarafın ne hissedeceğini düşünmez ve bilmez. Çünkü şimdiye kadar hayatında kimse onun ne hissedeceğini düşünmemiştir. Empati dediğimiz şeyi yaşamamıştır, bundan habersizdir. Karşısındaki insanın duygusal ihtiyacı onun İçin yoktur; tıpkı eskiden onun ihtiyaçlarının başkaları için olmadığı gibi... Dünya üstünde öğrendiği kurallarla var olmaya çalışmaktadır.

Çocukların davranışlarını incelediğimizde, ortalama 2 yaş civarındayken var olan davranış problemlerinin gelecekte olabilecek davranış problemlerini öngörmeye imkân tanıdığı söylenebilir.

Bu yaşlardan sonra her şey bitmiş midir? Hayır. Sadece bebeklik çağının insan hayatında konsantre bir dönem olduğunu ve bu dönemde yaşanan tecrübelerin hayatın devamında çok önemli olduğunu vurguluyoruz. Değişim ve gelişim bu dönemde maksimum hızda ilerlemektedir. İleri yaşlarda da değişim sürer, ancak yavaşlar.

Her şeye rağmen iyi olunabilir

Kötü bir çocukluk geçirmiş insanların hayatlarını suçlu olarak sürdürmediği durumlar da vardır. Bu kişiler de iyi birer anne veya baba, kardeş, İşadamı ya da ünlü bir yazar, sporcu veya bilim adamı olabilirler. Nitekim tarihte böyle insanlar vardır. Ebeveyni ile sağlıksız bir bağ kurmuş olan çocuklar, abla, ağabey, dayı, teyze, bir öğretmen, dede, anneanne, babaaane, komşu gibi yakınlarıyla ihtiyaç duydukları olumlu ve besleyici ilişkiyi kurabilirlere hayatlarına başka bir yön verebilir ter.

Erken yaşlarda öğrendiğimiz etkileşim tarzı çocukların dünya hakkındaki beklentilerini şekillendirir ve zamanla alışkanlık haline döner. Bu, daha sonradan yapılacak bir şey yok demek değildir. Ancak, ön]em almak telafi etmekten kolaydır.

 

Mevsimsel yorgunluğu giderme yolları

Mevsimsel yorgunluğu giderme yolları

Mevsimsel yorgunluğu giderme yolları

İSTANBUL (İHA) - Hava sıcaklığının ve nemin artmasına bağlı ortaya çıkan mevsimsel yorgunluğu gidermek için öncelikle beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Havadaki nemin artmasına paralel olarak gastrit, hipertansiyon ve kalp rahatsızlıklarının artış gösterdiği bahar ve yaz aylarında mevsimsel yorgunluğu yenmek için fiziksel aktivite ile bol sebze, meyve ve su tüketilmesi öneriliyor.

Bahar yorgunluğunun belirtileri, tedavi yöntemi ve bahar yorgunluğundan korunma önerileri hakkında bilgiler veren İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Soner Dileklen; yorgunluğun genel olarak kişilerin kendisini halsiz-isteksiz hissetmesi hali olduğunu ifade ediyor. Dileklen'in verdiği bilgiye göre; bilimsel olarak yorgunluk kronik, psikolojik ve bahar yorgunluğu olmak üzere 3 tipe ayrılıyor. Kronik yorgunluk, 6 aydan fazla sürüyor ve tedavisi güç. Bu tür yorgunluğun endokrin, nörolojik ve psikolojik sebepleri mevcut. Psikolojik yorgunluk ise genelde kişilerin çevresel olaylarına paralel olarak ortaya çıkıyor ve psikiyatrik destek ile çözülebiliyor. Dileklen, son tür olan bahar yorgunluğunun mevsimsel olarak oluştuğunu kaydediyor. Bahar yorgunluğunun güneşin daha dik gelmesi ile ısınan denizlerden daha fazla suyun buharlaşması ve bununla beraber ortaya çıkan nem artışı sonucunda oluştuğunu belirten Dileklen, "Yaz ve sıcak geçen bahar aylarında hava sıcaklığı, yüksek nem ile bir araya gelince bunaltıcı bir gün yaşarız. Kendimizi yorgun ve bitkin hissederiz. Nemliliğin çok yüksek olduğu durumlarda, gerçek hava sıcaklığı ile etkin hava sıcaklığı birbirine yakın seyreder. Fakat sıcak ve kuru havaya göre çok daha fazla rahatsız edici etkiye sahiptir. Havadaki nem oranı düşük ise, yüksek sıcaklık olsa bile bu durumu dayanılır yapabilir. Çünkü cilt üzerinde buharlaşmanın sağladığı bir serinlik etkisi mevcuttur. Ancak yüksek nem, cilt ve onu çevreleyen hava içindeki buharlaşmanın etkisini yok ederek, gerçek sıcaklığı daha yüksek seviyelerde hissetmemizi sağlayacaktır" diyor.

Bahar yorgunluğu incelendiğinde nemin ne derece hayatımızı etkilediğinin daha net görüldüğünü dile getiren Dileklen; nem artışının vücuda 2 yönlü etkisini şöyle izah ediyor:

"Birincisi; burun-boğaz ve orta soluk yollarında ödeme neden olarak akciğere giden oksijen miktarını azaltır. Vücut oksijen azalmasının etkilerini azaltmak için çeşitli bölgelerdeki kan damarlarını büzer. Bu etki ile mideye giden damarların büzülmesi ile gastritler artar. Troid dokusuna giden damar büzülmesi ile troid hormon salgısı azalır. Kalp ve diğer damarları daraltarak hipertansiyon ve kalp krizleri artar. Cilt damarları daralması ile ciltte kuruma, dökülme ve saç dökülmesi gözlenir. Tüm damarlarda genel bir oksijenlenme azlığı nedeni ile halsizlik ve yorgunluk artar. Baş dönmesi ve dengesizlikler sık gözlenir. Akciğer kapasitesi bu bölgedeki ödem nedeni ile daha da azalır. Bu sonuç nefes darlığı ve hareket ile sıkıntı hissini artırır. İkincisi; ortam nem oranında artış aynı zamanda terleme fonksiyonunu bozar. Bu bozulma hem vücut toksinlerinin atılmasını engeller hem de vücudun nem dengesini bozar. Bu da kişinin kendini dengesiz hissetmesine neden olur"

Her gün sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyüş yapmanın iyi geleceğini söyleyen Dileklen, bahar yorgunluğunu yenme yollarını şöyle sıralıyor:

- Her sabah 10-15 dakika aç karnına jimnastik yapın. Ama vücudunuzu aşırı yormaktan da kaçının.

- Sofranızdan meyve ve sebzeyi eksik etmeyin. Sevmeseniz de mevsimin özelliğini taşıyan meyve ve sebzelerin bütün çeşitlerinden bol miktarda yiyin.

- Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı vardır. Özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunur. Bunun dışında Mg, Zn, Cu gibi mineralleri de mutlaka dışarıdan alın.

- Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.

- Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın.

- Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.

- Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak, çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir. Kola ve kafeinden de uzak durun.

Bahar yorgunluğuna karşı nasıl beslenilmesi gerektiğine ilişkin bilgi veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Elif Keskin ise, bahar aylarında hissedilen yorgunluktan kurtulmak için beslenmeye dikkat etmenin çok önemli olduğunu belirtiyor. Çok fazla karbonhidrat ağırlıklı öğünler tüketmenin vücutta uyku ve yorgunluk haline sebep olduğunu, ayrıca dikkatsizliği arttırdığını kaydeden Keskin, "Bu yüzden karbonhidrat ağırlıklı beslenmemeye özen göstermeliyiz. Tahılın ve şekerin, tatlının fazlasına dikkat" diyor. Beyaz rafine edilmiş tahıllar yerine, tam buğdaylı, çavdarlı, yulaflı ve kepekli rafine edilmemiş tahılları tercih etmek gerektiğini söyleyen Keskin, dikkat edilecek hususları şöyle sıralıyor:

"Kahvaltı yapmadan evden çıkılmamalı. Çok ağır yemekler yerine, sebze, zeytinyağlı ağırlıklı beslenilmeli. Kızarmış, kavrulmuş etler yerine, haşlama, ızgara etler tercih edilmeli. Az az ve sık sık beslenmeli. Bol taze meyve tüketilmeli. Bol bol su tüketilmeli. Fazla kafeinden kaçınmalı. Koyu demlenmiş çaylar yerine, bitki çayları tercih edilmeli. Fiziksel aktivite artırılmalı"

 

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 11

Giriş Menü

             | 

Anket

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
 

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün398
mod_vvisit_counterDün957
mod_vvisit_counterBu Hafta1355
mod_vvisit_counterGeçen Hafta5532
mod_vvisit_counterBu Ay17085
mod_vvisit_counterGeçen Ay19768
mod_vvisit_counterToplam225826

Yazarlar

Psikolog Gülten İkizoğlu
Psikolog Gülten İkizoğlu
ERCAN GÜMÜŞ
ERCAN GÜMÜŞ

Seçme Yazılar

Resim
İnsan olmak kolay değil
İnsan olmak kolay değil Kuyuya düşen leşi çıkarmadan kuyuyu temizlemeniz mümkün olamaz. Bu durumda...
Resim
Allah sevgisinin alâmeti nedir?
Allah sevgisinin alâmeti nedir?Allah sevgisinin alâmetlerinden birisi, devamlı olarak kalp ve dili ile Allah’ı...

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -
Şu anda 10 ziyaretçi çevrimiçi