Balıkesirli Adile Teyze'nin Hasan'ı ve Şehadet Mektubu
Balıkesirli Adile Teyze'nin kocası, seferberlik (1. Dünya Savaşı) başlar bağlamaz askere çağrılmış ve Çanakkale'ye gönderilmişti
Adile Teyze, 17 yaşındaki tek evladı Hasan ile yapayalnız kalakalman.
Hasan bir dükkânda çalınıyor ve geçinip gidiyorlardı.
Çanakkale'den gelen yaralıların, şehitlerin haberleri duyulmaya başlamıştı.
Bir gün eve gelen bir "kırmızı mektupta", kocasının şehit düştüğü haberi yazılmıştı. Sadece birliği ve şehit olduğu gün kaydedilmişti.
Gözyaşları sel oldu; ana oğul daha sıkı kenetlendiler birbirlerine. Fatihalar, Hatimler, Mevlitler acıyı azaltmıyordu...
Bir gün Balıkesir'de yine davullar dövülüyordu; gene askere gönüllü toplanıyordu.
Askerlik şubesinin önü kalabalıktı ve davullar, zurnalar durmadan çalıyordu.
Hasan da dükkânı kapayıp, askerlik şubesi önünde sıraya girmişti.
Gelenler hemen kaydediliyor, asker elbisesi giydirilip, sıraya sokuluyordu, Askere yazılan gönüllüler aynı gün yola çıkacaklardı.
Bir âdet vardı: Davullar önde, gönüllüler sancağın arkasında sokak sokak dolaşırken tanıdıklarıyla, akrabalarıyla ve aileleriyle helâlleşir, dualarını alır; öyle giderlerdi cepheye.
Bütün Balıkesirliler kapılara, pencerelere çıkmış 'Acaba kimi son de' fa göreceğiz? Kim Çanakkale'ye gidiyor? Kimin çocuğuyla helâlleşeceğiz?" diye merakla bakıyorlardı.
Herkes gözy
aşlarıyla helâlleşiyor, daha Önce Çanakkale'ye gitmiş çocuklarına selâm yolluyordu.
Adile Teyze de kapıya çıkmış, oğlu Hasan'dan habersiz gönüllülerin gelmesini beklemeye koyulmuştu. Kocasını da böyle davullarla cepheye uğurlamıştı.
Birden en önde gülümseyerek kendine bakan bir askere çakıldı gözleri. Tek yavrusu Hasan'ıydı bu.
Yavrum, gözümün nuru Hasan'ım! Hayrola?
Ana ben Çanakkale'ye gidiyorum babamın yanına. Helâlleşmeye geldim. Yavrum, aslanım. Sütüm sana helâl olsun. Uykusuz gecelerim helâl olsun. Analık hakkım helâl olsun. Ama Çanakkale'de düşmana sırtını dönersen, babanı utandırırsan haram olsun!...
Adile Teyze feryat eder: "Komşular kına yetiştirin. Koç yiğidimi vatanıma kurban gönderiyorum!"
Adet olduğu gibi kına hemen getirilir ve yakılır.
İçeri girer; sandığı aça, "duvağını çıkarıp getirir":
Yavrum, bu duvağı yüzümden baban almıştı. Çanakkale'ye git, babanın mezarını bul ve bunu üzerine ört.
"Olur ana..." der ve duvağı sarık gibi fesine dolar.
Eller öpülür, sarılıp kucaklaşırlar, ağlaşırlar ve arkasından sular dökülerek uğurlanırlar. Gidenler, sokağın ucundan marş söyleye söyleye kaybolurlar.
Sonrasını emekli bir postacı şöyle anlatır:
'Aradan on beş gün, bir ay geçmeden eve bir kırmızı mektup daha getirdim.
Kapıyı çaldım; Adile Teyze elimde mektubu görür görmez:
"Anladım postacı, anladım. Ne olur sen oku; ana yüreğidir dayanmaz, sen oku." der.
Okumaya başladım. Mektup "Anne" diye başlıyordu:
"Anne, ben oğlunun bölük komutanıyım.
Babasının mezarını bulmak maalesef mümkün olmadı.
Biz şehitleri toplu gömeriz.
Ama vasiyet etmişti; duvağını oğlunun üzerine örttüm!...”
Birden bir feryat duydum:
Elhamdülillah, Elhamdülillah!
Oğlumuz bizi utandırmadı!.."
Ölümsüz Şehit Mektupları-İsmail ÇOLAK
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



















Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için