‘Güneş Şehit' Teğmen Selim ve Yanmayan Bedeni
1916'da yayınlanan Harp Mecmuası'nda (Dergisinde), Mülâzım (Teğmen) Mehmet Selim ve şehitlik hikâyesi dehşet verici bir biçimde anlatılır.
Mülâzım Mehmet Selim, 1891–1915...
Çanakkale cephesinde şehâdet rütbesine nail oldu.
Yaşlanmaya vakti (eceli) yetmemiş yüz binlerce delikanlılardan biriydi.
Şehitliği selamlayan aziz bir erkek güzeli...
Müstahkem Mevki Komutanı Cevad Paşa emretmiştir: Sahildeki İngilizler Mehtap Deresi'ne mevzilenmeyecek!
9. Bölük Kumandan Vekili Teğmen Mehmet Selim Efendi, sabah namazını, yere serdiği ana yâdigârı tüy seccade üzerinde kıldıktan sonra, emri yerine getirmeye hazırdır.
Gece, gaz lambası ışığında anasına karaladığı mektubu posta emirine bırakır.
Satırlarında, anasına müjdelerin en delicesini, en güzelini muştular.
Belki, artık bir daha mektup yazamayacaktır; ama ne gam...
Müjdesi gerçekleşirse bir başka; lâkin ebedî "ağuşun" (kucağın) saadetini yudumlayacaktır.
Satırlarını şöyle noktalar:
"Anamsın, bilirim ve şükrederim.
Amma velâkin, yarın sabah, anavatanı bir başka yerde müdafaa edeceğim.
Dualarını eksik etme...
Oğlun
Teğmen Mehmet Selim."
Siperden fırladığında arkasında efsaneleşen takımını görür. Obüs, mitralyöz mermileri ve şarapneller hedef alır bu takımı.
Mehmet Selim Teğmen ve takımı, tek başına bir ordu gibidir. Mermileri yetersizdir; kendisi de askeri de giysi noksanı içindedir.
Yatarlar yere, diz çökerler ve tetiklerine asılırlar. Dereyi ilk sıçrayışı Selim Teğmen mühürler. îki ayağı birer Süleymaniye sütunu gibi semaya yükselir.
Sağ elinde revolveri, her mermisinin isabeti ile şereflenen bir kahkaha gibidir. Bir an üzerine adeta bir çekirge bulutu gibi üşüşen kurşunları ve şarapnelleri fark eder.
Belli ki ömür burada 25'inde noktalanacak ve tekrar ebedî bir güzellikte uyanmak üzere göğe uçacaktır.
Erleri tek tek düşer. Bir hain kurşun omzuna, diğeri kalbine ve o öpülesi alnına yapışır.
Düşmanla mesafesi elli metreden azdır. İngilizler şaşkınlık içindedir. Hâlâ ayakta duruşu ve yıkılmayışını izah edemezler.
Sonra birdenbire bir mermi benzin bidonlarının siperlendiği tümseği isabet eder.
Gökyüzüne büyük gümbürtüyle bir alev topu yükselir Çepeçevre sarmıştır delikanlı teğmeni. Mehtap Deresi'ne sabahın ilk saaderinde bir güneş doğar.
Yanan tonlarca akaryakıtın ışığı, utancından gölgelenmiş gibidir teğmenin nurlu gövdesi yanında. Teğmen, alev alev ışıldar ama kararıp kömürleşmez.
Hâlâ sağ elinde tabancası, sol avucunda mushafı (Kuran-ı Kerim) vardır. Yere düşmez.
Petrolün son damlası da alevlendikten sonra ortalık sükûnet bulur, İngilizler ürkerek dereye inerler.
Mehtap Deresi'nde Teğmen Mehmet Selim'in bedeni yanmamış gibiydi. Sadece alnına ve vücuduna saplanan mermiler vardı.
Bu tek kelime ile bir mucize idi. Yüzlerce kilo benzinin kavurmuş olması gereken vücudunda tek bir yanık yoktu.
Genç teğmenin bedeni içinde saklı sanki bir güneş vardı. Elmas beyazı, pırlanta yansımalı bir mücevher gibi...
İçine mushafı gömdüğü sol eli, kalbinin üzerine basılmıştı. Tabancası hâlâ sağ avucunun sıkı kuşatmasındaydı. Gözleri açıktı; göz bebekleri dudakları gibi tatlı bir tebessümle büklüm büklüm, ışıl ışıldı.
Mehmet Selim Efendi, gerçekten de yaşlanmaya fırsat bulamadan gençliğinin baharında Allah ve Sevgili Peygamberinin huzuruna yükselmeyi tercih etmişti. Vaat edilen "ebedî cennet gençliği" kendisine hediye edilmek üzere...
ÖLÜMSÜZ ŞEHİT MEKTUPLARI-İsmail ÇOLAK
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


















