Aşırı öfkeli tiplere özel hikâye
Köyün ortasından nehir geçermiş. Öyle derinmiş, öyle hızlı akarmış ki; su kıyısına yaklaşmaya bile korkarmış herkes. Köyün iki yakasında güzellikleriyle ve becerileriyle ünlü iki kadın yaşar, birbirleriyle hiç geçinemezlermiş. Hergün giyinip kuşanır, feslerini takınır ve nehir kenarına gidip karşı kıyıdan birbirlerine lâf yetiştirirlermiş. Kadınlardan biri çok hastalanmış. Eltisine "Benim kıyafetlerimi giy, fesimi tak, nehir kıyısına git Bugün beni görmezse kaçtım zanneder!" demiş. Eltisini bir güzel giydirip göndermiş. Elti nehir kıyısına gidip beklemeye başlamış. Derken karşı kıyıdan İlk zehirli lâf gelmiş. Elti cevap vermemiş. İkinci, üçüncü taarruz da cevapsız kalmış. Eltinin suskunluğu karşısında giderek daha çok bağıran karşı kıyıdaki kadın sinirden üstünü başını parçalamaya başlamış. Ne yapsa karşıdan ses gelmiyormuş. Sonunda öfkeden öyle delirmiş ki, "Sen kim oluyorsun da bana cevap vermiyorsun?" deyip hışımla karşı kıyıya geçmek için kendini nehre atmış. Atmasıyla beraber azgın nehir suları kadını alıp götürmüş. Elti ayağını sürüye sürüye eve dönmüş. Hasta yatağında eltisinin eve dönmesini bekleyen kadın merakla sormuş: "Eee, ne oldu?" Elti başındaki fesi çıkarıp "Seninki öldü" diye cevap vermiş. "Nee? Ben seni kavgamı sürdür diye gönderdim, sen düşmanımı mı öldürdün?" Eltisi kadına bakıp "Yoook, ben öldürmedim; onu kendi öfkesi boğdu!"
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


















