Okumaliyim Com Gençlik Okuma Platformu

Monday
May 21st
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

İnsan Ve Öğütler

Evlilikte mutluluğun sırrı bu yazıda!

Evlilikte mutluluğun sırrı bu yazıda!

Evlilikte mutluluğun sırrı bu yazıda!

Eşinizi mutlu etmenin EN KESTİRME YOLU

İyi bir hayat yoldaşını seçtikten sonra en mühim nokta, evlilik hayatında kocaya saygı göstermektir. Eşler yabancılara gösterdikleri saygı ve nezaketi birbirlerine gösterseler MUTLULUKTAN UÇARLAR!

Walter Damrosch Amerika'nın en büyük hatiplerinden ve birara cumhurbaşkanı aday­larından olan James Ra­ine’nin kızıyla evlenmişti. Hayatları tam bir saadet içinde geçiyordu. Bayan Damrosch diyor ki: 'İyi bir hayat yoldaşını seçtikten sonra en mühim nokta, evlilik hayatında kocaya saygı göstermektir. Genç hanımlar yabancılara gösterdikleri saygı ve nezaketi kocalarına bir gösterse­ler... Çünkü tatlı bir dil herşeyi yener."

Kabalık sevgiyi mahveden kanserdir. He­pimiz bunu bildiğimiz halde nedense akra­bamızdan fazla yabancılara sevgi ve nezaket gösteririz. Meselâ "Hay Allah cezasını ver­sin, yine mi eski hikâyeleri anlatacaksın?” gibi sözleri bir yabancıya söyleyemeyiz, izin almadan hiçbir yabancının mektubuna, cüzdanına el dokundurmayız. Kimsenin sırlarını öğrenmeye çalışmayız. Ve ne garip­tir ki, bütün bunları en yakın ve sevgili ak­rabamıza reva görürüz, Dorothy Dix diyor ki: "Bize en kaba, hakaretle dolu yaralayıcı sözleri söyleyenlerin en yakın akrabamız ol­maları tuhaf değil mi?" Bir motor için yağ ne kadar gerekliyse, evlilik bayatı için sevgi ve saygı aynı derecede lâzımdır.

Oliver Holmes dışarıda barut gibi sert bir adam olmakla meşhurdur. Fakat bu adam evinde kılıbık denecek derecede bunun aksi­ne idi. O kadar ki, rahatsız olduğu veya içi sıkıldığı zaman bu halini bütün ev halkından saklardı. Bütün sıkıntılarını tek başına çeke­rek kimsenin rahatsız olmamasını isterdi. Oliver Holmes bu şekilde hareket ettiği hal­de başkaları ne yaparlar? Birinin dairesinde işi bozulursa, mağazasına uğrayan bir müş­teriyi kaçırır veya amiri tarafından azarlanırsa, yahut tren veya vapurunu kaçırma bütün hıncını ailesinden alır, Hollanda'da herkes ayakkabılarını evinin dışında çıkarır. Ve evinin dışında kendini rahatsız eden herşeyi hariçte bıraktığını gös­terir. Bu dersi Hollandalılar’dan öğrenme­miz çok doğru olur. William James "İnsan­ların bir tür körlüğüne dair" adım taşıyan makale yazmıştı. Fırsat bulup bu makaleyi okudum. James diyor ki:"Burada anlatmak istediğim körlük, kendimizden başka insan­ların hisselerine karşı gösterdiğimiz körlük­tür. Bu körlük topumuzu kapsar." Müşteriye sert söz söylemeyi, ağır davranışta bulun­mayı düşünmeyen insanlar nedense aynı şe­yi hayat arkadaşları olan eşlerinden esirger­ler. Halbuki evlilik hayatı insanların mutlu­luğu bakımından başka herşeyden daha mü­him, daha hayatî kıymete sahiptir. Evli ola­rak mutluluğu yakalayan insanı, tek başına yaşayan rahiplerden daha mutludur.

Büyük Rus yazan Turganiyev bütün me­deniyet dünyasının takdir ettiği bir dehaydı. Fakat bu adam diyor ki: "Bütün dehamı, bü­tün eserlerimi akşam yemeğine geç veya er­ken gelmemle candan ilgilenen bir kadın uğrunda fedaya hazırım."

Evlilik hayatında mutlu olmak imkânı Dorothy Dix'e göre %50 oranındadır. Fakat Dr. Paul Popenoe başka türlü düşünerek şu sözleri söylüyor: "İnsan başka her şeyden Çok evlilikle başarılı olmaya adaydır. Bak­kallıkla meşgul insanların %70’ i başarısız­lığa uğrar. Fakat aile hayatı kurallarının %70'i başarılı olur." Dorothy Dix durumu şu şekilde açıklıyor: "Doğumla ölüm hadi­selerini evlenmekle mukayese edersek, bun­ların evlilik derecesinde önemli olmadıkla­rını görürüz." "Hiçbir kadın, kocasının mesleğinde başarı için gösterdiği ilgiyi evi­ne göstermemesinin hikmetini anlayamaz. Halbuki erkek için hayatından memnun bir kadına, huzur yurdu bir eve sahip olmak milyonlarca dolar kazanmaktan daha önem­lidir. Ne çare ki, 100 erkekte bir erkek buna önem vermez; evlilik hayatında başarılı ola­mazlar. Hayatın bu çok önemli işini talihe bırakmak en isabetsiz harekettir.

Kadınlar kocalarının kendilerini diplomatça idare etmediklerinin sebebini kesin­likle anlamazlar. Her erkek karısına her işi yaptırabileceğini ve onun bunu seve seve yapacağını bilir. Kadının bütün beklediği sevgi ve takdirdir. Bir adamın karısının zev­kini ve güzelliğini takdir etmesi, kadının en son Paris modalarını almak için masraflar yapmasına yol açmaz. Kadının gözlerini öp­mek, onu kocasından başka kimseyi görme­yecek derecede körleştirir ve kadının dilini susturmak için yeter. Her kadın kocasının bütün bunları bildiğinden emindir. Çünkü kadın, nelerden hoşlandığını kocasına öğ­retmiştir. Bunu öğrenmeyen, karısına güler yüz göstermeyen, onun hatırını saymayan erkek karısının huysuzlukları, kürk manto, mücevher ve otomobil talepleri karşısında kalır. Ağız tadıyla birşey yiyemez. İşte erke­ğe bu bilgiyi vermek gerekir." O halde aile hayatınızı muttu kılmak için şunu unutma­yalım: Eşinize sevgi ve saygı gösterin!

Onu Bunu Beğenmez Olduk, Bir de Kendimizi Beğenmesek...

Onu Bunu Beğenmez Olduk, Bir de Kendimizi Beğenmesek...

Onu Bunu Beğenmez Olduk, Bir de Kendimizi Beğenmesek...

Olmayacaktı hani hiçbir şeyimiz. Ki zaten hiçbir şey bize ait değildi hani. Dünya yanacaktı ve içinde bir kalbur sama­nımız olmayacaktı. Çer çöp biriktirme peşinde olmayacak, tamah etmeyecektik fazlasına. Yükümüz hafif, kalbimiz ferah, ayağımız seri, kolumuz kavi, yolumuzdan emin olacaktık. Çocukluk ve gençlik hafifliğini devam ettirecektik ha­yatımızın geri kalanında. Hadi deyince yola koyulabilecek, tamam denilince aklımızı kurcalayacak bir şeyler bulama­yacaktık. Saymayacak, hesap tutmayacak, biriktirmeyecektik. Bereketim kaçırmayacaktık elimizdekilerin. Zengine keşki diye iç çekmeyecek, Karun'un hazinelerini görüp de imrenenlerin hikâyesinden her gün ibretler alacaktık.

Olduğunda paylaşıp şükredecek, olmadığında sabredip af dileyecektik. Çokluk geçince elimize üzülecek, yanlış ne yaptık diye dövünecektik. Yarışmayacak, kıskanmayacak- tık. Mal toplamayacak, onu sayıp durmayacak, malın bizi ebedileştirdiğini sanmayacaktık (Humeze 1-3). Yiyemeye­ceğimiz malları biriktirmeyecek, oturamayacağımız bina­ları dikmeyecektik. Kanaatkar olacaktık. Yediklerimizin ve giydiklerimizin helalinden olmasına itina gösterecek, yav­rularımıza haram karışmış bir lokmayı çiğnetmeyecektik.

Tüketmeyecek, tüketmeyecek, tüketmeyecektik. İsraf et­meyecek. her gördüğümüzden istemeyecektik. Canımızın çektiği her çikolatayı yemeyecek, üzerimize yakışan her elbiseyi giymeyecektik. Helalin de sınırını bilecektik. Bunu cimrilikten değil, izzetten ve Resül'e örneklikten yapacak-tık. İmkanımız olduğu halde vazge­çecektik. Allah için vazgeçecektik. Asılların* görmek için es geçecektik hepsini.

İnfak edecektik. Atacaklarımızdan, eskidiklerimizden, yemediklerimiz­den değil en sevdiğimizden başla­yacaktık vermeye. Verdiğimizi his­sedecektik, biraz dokunacaktı. Can yanacaktı, nefis korkacakta ama kalp sevinecekti. En yakınımızdan başla­yacaktık vermeye, dalga dalga. Sol elin haberi olmayacak, şahid ofan göz unutacaktı olanı biteni.

Veremediğimizde de üzülecektik ve ecrini taleb edecektik Rahman'dan. Sofradaki çeşit çeşit tabaklar uyku­larımızı kaçıracaktı. Rahat döşekler batacaktı aklımızın her tarafjna diken gibi. Olmayanlar gelecekti aklımıza, boğazımız düğümlenecek, lokma aşa­ğıya inmeyecekti. Kisra'nın, Kayserrin süslü tahtlarının, Hamanrın gösterişli kulelerinin, Ebrehe'nin cazibedar fil­lerinin kendilerini helaktan kurtara­madığını bilecektik. Doymayı bilecek, acıkmayı dileyecektik.

'Kurutulmuş et yiyen bîr kadının oğlu'nun ümmeti olarak yetinmeyi bi­lecek, kibirlenmeyecek, fazlasına göz demeyecektik. Yetindikçe arttığının, bu dünyada sadece gölgelerle uğraş- trğımızın farkına varacaktık. Söylen­meyecek, şikayet etmeyecek, hiç bîr nimeti beğenmemezlik etmeyecektik. Nimetin ziyadeleşmesi için şükrede­cek, isteyene en güzel kısmından ve­recek, bazen istenmeden verecektik.

Bir vadi dolusu altın istemeyecek, bu­nun sonunun gelmeyeceğinin idrakin­de olacaktık. Salebe'yi hatırlayacak, 'Ne ticaretin ne de alış verişin Alfah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamayacağı' kimseleri örnek alıp, kalplerin ve göz­lerin allak bullak olacağı bir günden korkacaktık (Nur-37).

Vel-hasılı kelam: 8îr avuç toprağın doyuracağı bedene fazlasını sunma­yacaktık... (fazlasını da haketmiyor zaten).

TANRI İLMİ PÎR HİMMETİ ile BULUNUR

TANRI İLMİ PÎR HİMMETİ ile BULUNUR

TANRI İLMİ PÎR HİMMETİ ile BULUNUR

Rabbani ilim, Allah'ın en büyük sırrıdır. Bu ilim, bu Tanrı ilmine âlim olanlardan başkasına verilmemiştir. Bu taifeden birisi hangi şehirde bulunursa, onun gölgesi o bölge halkına mahz-ı rahmet (rahmetin ta kendisi)dir. O kimse eğer kendi oturduğu yerden başka, yabancı bir yerde az bir zaman oturup oyalansa, onun kademi hürmetine, o yer, zamanla büyük bir şehir hâline gelir. Zira onlar, Hakk’ın ezelî sırrında gizli olan işinin ve onun zuhûru vaktinin aslını vicdanî zevk ile bilmişlerdir. Allah'ın ilmini bilen bu yüce topluluk sır sahibidir. Bu insanlar zuhur edecek olan bu hadiseyi düşünerek anlamış değillerdir. Ancak inkârcılar bu büyük sırrı anlamamış, bilmemiş ve bulmamışlardır.

Allah'ın büyük sırrını bulan kişi hayırlı evlat olup her türlü gönül bulanıklığından kurtulmuştur. Bu sırra erişemeyenler ise, nefis ve şeytanın tuzağına düşmüşlerdir.

İlâhî sır, çalışıp çabalamakla değil, pîr himmetiyle ve tarikat âdabına riayet etmekle bulunur. Bu sebeple sûfi, ibadetlerine mağrur olmayıp makamlarına ve kerametlerine bel bağlamamalı, daima mürşid-i hakîkîye dayanmalıdır. Kendisine ancak bu şekilde irfan ve hakikat ilmi verilir.

KELAM-I AZİZ- Derleyen: İbrahim HAS

Şampiyon da korkabilir!

Şampiyon da korkabilir!

Şampiyon da korkabilir!

1960'ta Roma Olimpiyatları'na katılacak ABD boks takımı seçmelerinde takıma katılmaya hak kazananlardan biri de I8 yaşındaki Cassius Clay'dîr. Sonradan Müslümanlığı seçip Muhammed Ali adını alacak olan bu genç boksör seçmelerini kazandığına sevinemez, çünkü uçaktan çok korkmaktadır. Hayatının bu en önemli spor organizasyonuna katılmak istese de uçak korkusu onu nakavt eder ve takımdan çekilir. Ne yar ki, onun dünyanın en iyi boksörü olacağına inanan antrenörleri sabah akşam dil dökerler kapısında ve sonunda uçağa binmeye ikna edilir. Ama bir şartı vardır ABD boks takımını Roma"ya götüren uçakta bütün sporcular koltuklarını arkaya yatırmış, kimi kitap okuyor, kimi de uyuyordur. İçlerinden yalnızca biri uçağa bindiğinden beri dimdik oturmakta ve kaskatı kesilmiş halde ileriye bakmaktadır. Şart; yerine getirilen Cassius'un sırtında bir paraşüt takılıdır!

 

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 14

Giriş Menü

             | 

Anket

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
 

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün380
mod_vvisit_counterDün957
mod_vvisit_counterBu Hafta1337
mod_vvisit_counterGeçen Hafta5532
mod_vvisit_counterBu Ay17067
mod_vvisit_counterGeçen Ay19768
mod_vvisit_counterToplam225808

Yazarlar

Psikolog Gülten İkizoğlu
Psikolog Gülten İkizoğlu
ERCAN GÜMÜŞ
ERCAN GÜMÜŞ

Seçme Yazılar

Resim
İnsan olmak kolay değil
İnsan olmak kolay değil Kuyuya düşen leşi çıkarmadan kuyuyu temizlemeniz mümkün olamaz. Bu durumda...
Resim
Allah sevgisinin alâmeti nedir?
Allah sevgisinin alâmeti nedir?Allah sevgisinin alâmetlerinden birisi, devamlı olarak kalp ve dili ile Allah’ı...

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -
Şu anda 20 ziyaretçi çevrimiçi